Rüya Nedir, Nasıl Oluşur? Bilimin Bugün Bildikleri

  • Rüya Bilimi
  • 6 dk okuma
  • Son güncelleme
  • Rüya Nedir Yayın Kurulu

Kısa cevap

Rüya, uyku sırasında yaşanan ve çoğunlukla görsel, duygusal ve hikâye benzeri bir akışı olan bilinçli deneyimdir. Beyin dış dünyadan büyük ölçüde kopmuşken belleği, duyguları ve imgelemi kullanarak kendi iç dünyasını kurar. Rüyalar en yoğun biçimde REM uykusunda görülür. Ancak araştırmalar, REM dışı uykuda da rüya görülebildiğini gösteriyor.

Her gece birkaç saat boyunca beynimiz, gözlerimiz kapalı ve bedenimiz hareketsizken bizi bambaşka yerlere götürür. Sabah kalktığımızda bu yolculuğun çoğu silinmiş olur; bazen de tek bir sahne bütün gün aklımızdan çıkmaz. Rüyanın ne olduğu sorusu binlerce yıldır felsefecileri, din âlimlerini ve hekimleri meşgul etti. Son yetmiş yılda ise uyku laboratuvarları, beyin görüntüleme yöntemleri ve büyük rüya arşivleri sayesinde bu soruya bilimsel bir çerçeveden de bakabiliyoruz. Bu yazıda bugün neyin bilindiğini, neyin hâlâ tartışmalı olduğunu ayırarak anlatıyoruz.

Bilimsel açıdan rüya ne demek?

Araştırmacılar rüyayı genellikle "uyku sırasında yaşanan öznel deneyim" olarak tanımlar. Bu tanım bilerek geniştir: Bir insanın uyandırıldığında "bir şey görüyordum" ya da "bir şey düşünüyordum" diye anlattığı her şey kapsama girer. Bu yönüyle rüya, nörobilim için olağanüstü bir doğal deneydir: Çevreden büyük ölçüde kopmuş bir beyin, tümüyle kendi ürettiği bir bilinç dünyası kurabilmektedir.

Rüyaların ortak özellikleri, birbirinden çok farklı kişilerin anlatımlarında bile benzerdir:

  • Görsellik: Rüyalar ağırlıklı olarak görüntülerden oluşur; ses, dokunma ve hareket duyusu da sık eşlik eder, koku ve tat daha seyrektir.
  • Kendini merkezde bulma: Rüya görenin kendisi çoğunlukla sahnenin içindedir, olayları birinci ağızdan yaşar.
  • Duygusallık: Korku, kaygı, sevinç ya da şaşkınlık gibi duygular rüyaya sık eşlik eder.
  • Tuhaflığı fark etmeme: Mekânlar birbirine geçer, kişiler değişir; ama rüya sırasında bu durum genellikle olağan karşılanır.

Rüyalar hangi uyku evresinde oluşur?

1953'te Aserinsky ve Kleitman, uykunun belirli dönemlerinde gözlerin hızla hareket ettiğini ve bu dönemlerin düzenli aralıklarla tekrarladığını bildirdi.1 Bu evreye hızlı göz hareketi uykusu, kısaca REM uykusu dendi. Kısa süre sonra Dement ve Kleitman, REM döneminde uyandırılan kişilerin büyük çoğunluğunun canlı rüyalar anlattığını gösterdi.2 Uzun süre "rüya = REM" denklemi kabul gördü.

Ancak bu denklem zamanla sarsıldı. 1960'lardan itibaren yapılan çalışmalar, REM dışı (NREM) evrelerden yapılan uyandırmalarda da kayda değer oranda zihinsel içerik anlatıldığını gösterdi. Nielsen'in 2000 yılındaki kapsamlı derlemesi, NREM uykusundan yapılan uyandırmalarda zihinsel içerik bildirim oranının ortalama yüzde 50 dolayında olduğunu hesapladı.3 NREM rüyaları genellikle daha kısa, daha düşünce benzeri ve daha az duygusaldır; REM rüyaları ise daha uzun, daha canlı ve hikâye gibidir.

Bugünkü ortak görüş şudur: REM uykusu rüya için en elverişli zemindir, fakat rüya yalnızca REM'e ait değildir.

Rüya görürken beyinde neler oluyor?

Beyin görüntüleme çalışmaları, REM uykusunda beynin bazı bölgelerinin uyanıklıktakine yakın, hatta daha yüksek düzeyde çalıştığını, bazılarının ise belirgin biçimde yavaşladığını gösteriyor. Maquet ve arkadaşlarının PET çalışmasında REM sırasında beyin sapı, talamus, amigdala (duygu işlemede rol oynayan yapı) ve ön singulat korteks etkinleşirken, dorsolateral prefrontal korteksin (planlama ve mantıksal denetimle ilişkili bölge) etkinliği azalmıştı.4 Bu tablo, rüyaların neden bu kadar duygusal ama mantık bakımından gevşek olduğuna dair güçlü bir ipucu sunar.

2017'de Siclari ve arkadaşları yüksek yoğunluklu EEG ile önemli bir adım attı. Hem REM hem NREM uykusunda, kişinin rüya bildirdiği anlarda beynin arka bölgelerindeki yavaş dalga etkinliğinin azaldığını buldular. Araştırmacılar bu bölgeyi bir "sıcak bölge" olarak adlandırdı ve gerçek zamanlı izleyerek kişinin uyandırıldığında rüya anlatıp anlatmayacağını önceden tahmin edebildiler.5 Bu bulgu, rüyanın belirli bir uyku evresinden çok, beynin belirli bir yerel etkinlik düzeninden doğduğunu düşündürüyor.

Domhoff ve Fox ise rüyanın, uyanıkken zihnimiz dalıp gittiğinde çalışan "varsayılan mod ağı" ile yakından ilişkili olduğunu öne sürer.6 Bu görüşe göre rüya, dış görevlerden kurtulmuş bir zihnin kendi anıları, kaygıları ve ilgi alanları üzerinde serbestçe dolaşmasının yoğunlaşmış bir biçimidir.

Rüyanın malzemesi nereden geliyor?

Rüyalar boşluktan doğmaz; malzemesini bellekten alır. Ancak bellek, rüyaya bir film kaydı gibi aktarılmaz. Malinowski ve Horton'un rüya günlüğü çalışmasında, yaşanmış bir olayın birebir tekrarına yalnızca tek bir rüyada rastlandı. Rüyaların büyük çoğunluğu ise yaşanmışlıkların parçalarını, kişileri, yerleri ve duyguları yeni birleşimlerle bir araya getiriyordu.7

Bu nedenle rüyada eski evinizde bugünkü iş arkadaşlarınızla oturduğunuzu görmek olağandır. Beyin, anı parçalarını duygusal önemlerine göre seçip yeni bir sahnede birleştirir. Gündüz uzun süre düşündüğümüz konular, çözülmemiş sorunlar ve güçlü duygular bu seçimde öne çıkar.

Rüyanın nasıl oluştuğu konusunda bilim insanları hemfikir mi?

Hayır; tartışma hâlâ canlı. Öne çıkan yaklaşımları kabaca üç grupta toplamak mümkün:

YaklaşımTemel iddiaEleştiri
Aktivasyon-sentez (Hobson ve McCarley)Beyin sapından gelen rastgele uyarıları ön beyin anlamlı bir hikâyeye dönüştürür.Rüya içeriğinin düzenli ve kişisel olması, salt rastlantıyla açıklanmakta zorlanır.
Ön beyin modeli (Solms)Rüyayı başlatan, beyin sapı değil ön beyindeki motivasyon devreleridir.Lezyon çalışmalarının sınırlı hasta sayısına dayandığı belirtilir.
Nörobilişsel yaklaşım (Domhoff)Rüya, bilişsel gelişime bağlı, varsayılan mod ağıyla üretilen bir imgelem sürecidir.Rüyanın bir işlevi olup olmadığı sorusunu açık bırakır.

Hobson ve McCarley 1977'de rüyayı, beyin sapının REM uykusundaki düzenli etkinliğinin ön beyinde "sentezlenmesi" olarak açıkladı.8 Solms ise beyin hasarı olan hastalarda yaptığı gözlemlere dayanarak, beyin sapında hasar olmadan da rüyaların tamamen kaybolabildiğini ve rüyanın ön beyindeki dopaminle ilişkili yollar tarafından kontrol edildiğini savundu.9 İki görüş Behavioral and Brain Sciences dergisinin aynı sayısında karşı karşıya geldi ve bu tartışma rüya biliminin dönüm noktalarından biri oldu. Hobson daha sonra kendi modelini genişleterek REM uykusunu, beynin uyanık bilinci geliştirmek ve sürdürmek için kullandığı bir tür sanal gerçeklik provası olarak tanımladı. Bu da tartışmanın tek bir kesin galibi olmadığını gösteriyor.

Herkes rüya görür mü?

Sağlıklı insanların neredeyse tamamının her gece rüya gördüğü kabul ediliyor; fark, rüyanın hatırlanıp hatırlanmamasındadır. Hiç rüya görmediğini söyleyen kişilerde bile rüya üretiminin sürdüğüne dair kanıtlar vardır. REM uykusu davranış bozukluğu olan ve rüyalarını uyurken hareketlerle dışa vuran hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada, hiç rüya hatırlamadığını söyleyen kişilerin de uykuda rüya içeriğine uygun konuşma ve hareketler sergilediği gözlendi.10

Rüyanın hatırlanması ise kişiden kişiye ve dönemden döneme değişir; bu konuyu ayrı bir yazıda ele alıyoruz.

Uykuya dalarken gördüğümüz görüntüler de rüya mı?

Uykuya geçişin ilk dakikalarında pek çok kişi kısa, kopuk görüntüler görür, sesler duyar ya da düşüyormuş gibi bir his yaşar. Bu deneyimler uyku başlangıcı imgeleri olarak adlandırılır ve gece boyunca görülen uzun rüyalardan daha kısa ve dağınıktır. Yine de araştırmacılar bunları rüya sürecinin bir parçası sayar. Domhoff ve Fox, uyku başlangıcında laboratuvarda toplanan anlatımların, uyanıkken zihnin dalıp gittiği anlarla rüya arasında bir köprü kurduğunu vurgular.6

Bu geçiş anı, rüyanın birdenbire açılan bir perde gibi değil, uyanıklıktan uykuya yavaş yavaş kayan bir süreklilik içinde ortaya çıktığını gösterir. Dikkat dış dünyadan çekildikçe iç imgelem güçlenir, mantıksal denetim gevşer ve düşünceler yavaş yavaş sahnelere dönüşür. Uykuya dalarken aniden irkilerek uyanmak da bu geçişte sık görülen ve genellikle zararsız bir olaydır.

Gece ilerledikçe uyku döngüleri tekrarlanır ve sabaha yaklaştıkça REM dönemleri uzar. Bu yüzden en uzun ve en hikâyeli rüyalar çoğunlukla gecenin ikinci yarısında görülür. Sabah alarmla uyandığımızda aklımızda kalan rüya da genellikle bu son dönemlerden birine aittir.

Rüyalar anlamlı mı, yoksa beynin gürültüsü mü?

Bu soru bilimin tek bir cevap veremediği konulardan biridir. Bir uçta rüyayı uyku fizyolojisinin yan ürünü sayan görüşler, diğer uçta rüyanın duygu düzenleme, tehdide hazırlanma ya da öğrenme gibi işlevler üstlendiğini savunan kuramlar bulunur. Ortadaki geniş alanda ise rüya içeriğinin rastgele olmadığı, kişinin uyanık hayatındaki kaygıları, ilişkileri ve ilgi alanlarıyla ölçülebilir bir süreklilik gösterdiği konusunda kayda değer bir uzlaşma var.

Bu nedenle rüyayı geleceği bildiren bir mesaj olarak değil, zihnin o dönemde nelerle meşgul olduğunu yansıtan bir ayna olarak düşünmek, bugünkü bilimsel bulgularla daha uyumludur. Geleneksel tabir kültürü ise rüyaya farklı bir pencereden bakar; sitemizde iki yaklaşımı da kaynaklarıyla ve birbirinden ayırarak sunuyoruz.

Sık sorulanlar

Rüya ile hayal kurmak arasında fark var mı?

Benzerlikler çoktur: İkisi de anılardan beslenir ve dış görevden bağımsız akar. Temel fark, rüyada kişinin deneyimi gerçek sanması ve üzerinde neredeyse hiç denetim kuramamasıdır. Uyanıkken hayal kurarken nerede olduğumuzu biliriz.

Rüyalar renkli midir?

Çoğu insan rüyalarını renkli hatırladığını söyler. Renk her zaman fark edilmez, çünkü dikkat genellikle olaylara ve duygulara yöneliktir. Bu yüzden bazı rüyalar sonradan renksiz hatırlanabilir.

Rüya görmek uykunun kalitesini bozar mı?

Rüya görmek normal uykunun parçasıdır ve kendi başına uykuyu bozmaz. Uykudan sık uyandıran ve gündüz yorgunluğa yol açan kabuslar ise ayrı bir durumdur ve tekrarlıyorsa bir hekimle konuşmak yararlı olur.

Hayvanlar da rüya görür mü?

Memelilerin ve kuşların çoğunda REM uykusuna benzer bir evre bulunur. Hayvanların öznel deneyimini doğrudan soramadığımız için rüya gördüklerini kesin olarak bilemeyiz. Bu konu araştırmacılar arasında hâlâ tartışılmaktadır.

İlgili semboller

Kaynakça

  1. Aserinsky E, Kleitman N. (1953). Regularly occurring periods of eye motility, and concomitant phenomena, during sleep. Science, 118(3062), 273-274. Kaynağa git
  2. Dement W, Kleitman N. (1957). The relation of eye movements during sleep to dream activity: An objective method for the study of dreaming. Journal of Experimental Psychology, 53(5), 339-346. Kaynağa git
  3. Nielsen TA. (2000). A review of mentation in REM and NREM sleep: "Covert" REM sleep as a possible reconciliation of two opposing models. Behavioral and Brain Sciences, 23(6), 851-866. Kaynağa git
  4. Maquet P, Péters JM, Aerts J, ve ark. (1996). Functional neuroanatomy of human rapid-eye-movement sleep and dreaming. Nature, 383(6596), 163-166. Kaynağa git
  5. Siclari F, Baird B, Perogamvros L, ve ark. (2017). The neural correlates of dreaming. Nature Neuroscience, 20(6), 872-878. Kaynağa git
  6. Domhoff GW, Fox KCR. (2015). Dreaming and the default network: A review, synthesis, and counterintuitive research proposal. Consciousness and Cognition, 33, 342-353. Kaynağa git
  7. Malinowski JE, Horton CL. (2014). Memory sources of dreams: The incorporation of autobiographical rather than episodic experiences. Journal of Sleep Research, 23(4), 441-447. Kaynağa git
  8. Hobson JA, McCarley RW. (1977). The brain as a dream state generator: An activation-synthesis hypothesis of the dream process. American Journal of Psychiatry, 134(12), 1335-1348. Kaynağa git
  9. Solms M. (2000). Dreaming and REM sleep are controlled by different brain mechanisms. Behavioral and Brain Sciences, 23(6), 843-850. Kaynağa git
  10. Herlin B, Leu-Semenescu S, Chaumereuil C, Arnulf I. (2015). Evidence that non-dreamers do dream: A REM sleep behaviour disorder model. Journal of Sleep Research, 24(6), 602-609. Kaynağa git

Bu yazı Rüya Nedir Yayın Kurulu tarafından hazırlanmış, en son tarihinde gözden geçirilmiştir. Hata ya da eksik bildirin.

Aynı konudan: Rüya Bilimi

Tümü